30 Ekim 2011 Pazar

Güzel Günler Bizi Bekler

Ben geldim.
Bloga yazmayalı epey olmuş yine.
Aslında yazmamamın sebebi meşguliyetim değildi.
Sadece yazacak bir şeyler yoktu.
Ya da vardı da buraya yazamazdım.

Şimdi de ne yazacağımı pek bilmiyorum aslında.
Yarın okul var.

Sanırım yazasım yokmuş.
Bu da şarkımız olsun madem.

Benden bu kadar.

Belki de bazı şeyleri bitirme vakti gelmiştir.

not: Klibi izlemeyiverin.




Mıymıntı XOXO


7 Eylül 2011 Çarşamba

Sevgili Mıymıntı Günlük

Ayın 7'si günlerden Çarşamba. Dokuz ayın Çarşambası biraraya gelmese olmaz dedikleri gün bu.

Malum üniversite kayıtlarıydı sınavlarıydı derken bu aralar fazlaca meşgulüm. Yurt kaydını yaptırabilmem için eksik belgeler vardı. Hadi dedik onları halledelim bugün. Önce tüberküloz, hepatit ve eliza testleri gerekiyodu. Kliniğe gittik.




 Hemşire kan almak için damar yolu açmaya çalıştı, ama benim damarlarımın son 5 senedir normal insanlarınkinden dar ve ince olması hasebiyle bi türlü tutturamadı. İğneyle bi sağa gitti olmadı, bi sola çevirdi damara giremedi. O sırada karşımda habire zırlayan küçük bi velet vardı. Neyse dedim sövmedim. Hemşire baktı sol kolumdan olmicak iğneyi çekti çıkardı sağ koluma gözünü dikti. Sonra parmaktelepatisiyle damar bulmaya çalıştı. Bi tane bulduktan emin olduktan sonra iğneyi batırdı. "Hah! buldu sonunda." dedim -tabi içimden-. Hemşire kan tüplerini iğnenin arkasına yerleştirdi bende garip bi zevk(!) anlayışıyla akan kana bakmaya başladım. Sonra "pöff" diye bir ses çıkararak tabiri caizse damarım patladı ve tüpün içene kan püskürttü. Hemşire hemen iğneyi çıkarttı -şu an iğnenin verdiği hasara bakıyorum ve yeşil bi renk görmekteyim- ve pamukla bastırmaya başladı. Diğer sarışın hemşireye seslendi bi de sen baksan diye, "acemisin anlamak zor olmadı" demek geldi içimden. Neyse sustum. Öbür hemşire yine sol kolumu aldı. Çeşitli yöntemlerle damarı bulup nihayet kan verme işlemini sonlandırdı.

  Tabi şanssızlıklarım bununla bitmedi. Klinikte üzerine oturmak için çıktığım sedyenin bi ayağı ne hikmetse aniden kısalıverdi ve pattt bi anda kendimi sedyeyle yerde buldum. Tabi hemen şaşırdı hemşire nası olur bunun ayağı böyle değildi diye. Güler misin ağlar mısın. Sol ayağımı da yere hızlı çarptığımdan topuğumda gün boyu sızlayan bi acı merkezi kuruldu.
Haa bi de üstüne klinikte 18imi doldurmadığım için çocuk servisine gitmek zorunda kaldım ki -.- neyse. -hala adamdan sayılmıyorum lan-

Nihayet klinikten çıktık doğru yürüye yürüye -yere basamadığım sol ayağımla- A. adliyesine gittik. Sabıka-sızlık kaydımı alıcaktık. Sıraya geçtik. Annem ben bi sıranın başına bakiim dedi. Allah, bi gitti bekle bekle yok. Meğersem sıra 500 metreden falan uzunmuş -.- . İşin yoksa bekle artık. Prosedürle içimden her 5dk da bir sövdüm.  Nihayet önümde 3-5 kişi kalmışken veznedar bağırdı "kapatıyorum 16. vezneye geçin diye" haydaa atillam haydaa. ben ve önümdeki ve arkamdaki yaklaşık beş kişilik gruptan aynı anda veznedara bağırışlar yükseldi. Veznedar başedemeyeceğini anlayınca vazgeçip bizim de işimizi halletmeye karar verdi -çok şükür-.

Neyse eve geldiğimde saat 6'ya geliodu. Zaten yorulmuşum.
Hayatımın en hoş ve şanslı günlerimden biriydi velhasıl(!).

Hala sövesim var.
xoxo yorgun agresif yeşil kollu Matmazel
her zamankinden daha Mıymıntı

abi gidin okumakla uğraşmayın ya

18 Ağustos 2011 Perşembe

4. Hayalî Şahs-ı Muhterem'in Müzikleri Vol-1

Kul kurar, kader gülermiş. Bazı hikayelerin sonu mutsuz bitermiş. Ama kadere inat insanoğlu hayal kurmaya, yazgım değişir diye inanmaya devam edermiş.                     
 
 
 
Closing your eyes to disappear
You pray your dreams will leave you here
But still you wake and know the truth
No ones there
Say goodnight
Don't be afraid

Kalan umutlarımdan birini seçip
Hepsini hepsini hep kaybettim. 


4. Hayali Şahıs
Mıymıntı

12 Ağustos 2011 Cuma

Reklam Müzikleri

Matmazel yine mıymıntılıklarına başladı. 

1.Peugeout
Raja Mushtaq-The Sculptor
 

2.Elidor 

Natasha Bedingfield - Feel The Rain On Your Skin

 

3. Ariston
Vangelis-Ask The Mountains

 

4. Philips
Connie Francis-Siboney

 
5. Burn
Pitbull-Give Me Everything

 



--Devamı gelecek ♥



                                                                                              Matmazel Mıymıntı

                           XOXO


11 Ağustos 2011 Perşembe

Tarihin En İyi Soundtrack'ları

1. İnception - Time



2. Last Of The Mohicans


3.  Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain



4. Rocky



5. Requem For A Dream



6. Pirates Of The Caribbean



7. Titanic



8. Godfather



9. The Bodyguard - I'll Always Love You



10. Nothing Hill-She

 

11.Leon

 

12. Sweeney Todd-Pretty Woman


6 Ağustos 2011 Cumartesi

She Comes Back

 
 Ve kız geri döndü.
 Tercihimi yaptım. Bi gramlık pişmanlık duymadan başlamak istiyorum yeni hayatıma. 
Üniversite beni bekler.
Elimde her imkan var. Her şey bana bağlı.
artısıyla eksisiyle doğrusuyla yanlışıyla güzeliyle çirkiniyle
Her şey.
Üniversite başladıktan sonra sosyal ağlardan da kopasım var.
Ben yokken özleyin beni.
Ya da boşverin.
Unutun gitsin.
Matmazel buralarda olmaya devam edecek.






                               Biliyorum baya saçma bi yazı oldu. Ama içimden böyle geldi.
Arada saçmalamak da iyidir.
Ki şu günlerde tek yaptığım şey bu.
Matmazel XOXO


29 Temmuz 2011 Cuma

DÜNYANIN KURGUSAL SONLARI

Elimizde bi fırsat olsa. İstediğimiz her filmin sonunu belirleyebilsek. Mutlu mu bitmesini isterdiniz mutsuz mu? Şimdi, “Mutsuz son mu istenir, tabi mutlu olsun hem de en mutlusundan.” dediğinizi duyar gibiyim. Ben pek sizin gibi düşünenlerden değilim.  
Titanic’in sonunda Jack ölmeseydi, Rose’una kavuşsaydı; tekrar tekrar izlenir miydi? Sweeney Todd sonunda eşini fark etmeden öldürmeseydi, sizde bu kadar büyük bi etki yapabilir miydi? Melekler Şehri’ni hatırladınız mı? Ya Hayat Güzeldir’i? Leon’un sonu güle oynaya bitseydi o derece efsane olur muydu? Inception’ı tekrar düşünmenize neden olan şey filmin sonunun kötü bir şekilde bitme ihtimali değil mi? Ya Requem For A Dream? Black Swan? Becoming Jane? More Than Blue? A Moment To Remember? İncir Reçeli?

Karamsar-Kötümserim. Bunu şimdiye kadar fark etmişsinizdir.  Benim gerçeğim bu. Mutsuz sonlar mutlu sonlardan daha gerçekçidir. Hayat güllük gülistanlık değildir. Acımasızdır. Sen şu an mutluysan bile dünyanın diğer tarafındaki savaşmak zorunda olan, aç olan insanları inkar edemezsin. Mutsuz sonlar insanların haline şükretmesini sağlar, mutlu sonlar ise genelde kendilerinde eksik bulmalarını.
Ben buyum. Siz senaristi öldürüp yerine geçmeye çalışırken ben, yönetmen dahil herkesin yerine geçerim de yine de o senaristi orda bırakırım. O hayata en yakın gerçeği yapar benim için filmde.
Acılar, ölümler, mutsuzluklar olmadan hayatınızın tadını alamazsınız. Ya bütün bunları hayatın içinde yaşamanız gerekir ya da filmin içinde. İşte ben ikincisini seçenlerdenim.
Hiç mi mutsuz olmam? Hayır, sadece halime şükrederim.
Gülümser yoluma devam ederim.
Ya siz?



Mıymıntı Matmazel